28 Ağustos 2008 Perşembe

İş Güç EnerJi( Çalış Ye iç Sıç Seviş Uyu)

Hayat nedir diye sorar insan kendine. Hayatı sorgular bazı zamanlar. Yoksulluğun yokluğuna düştüğü her anda. Sadece sorgular değiştiremez çünkü hayatı başkaları yönlendirir. Kurallar kanunlar ve nizamlar ( nizamı askeriyede duymuştum burada kullanıyorum)

Her insan bir ailenin içinde doğar. ( ki kimse söylemez senin doğman için babanın yaptıklarını) ailede hemen bir yer edinirsin ( ki buda sorulmaz sana zaten kafadan bir görev verilir.) ve paylaşmak öğretilir. Önce evini sonra yemeğini sonra sıranı kalemini silgini hani başka bir insana bir şey vermediğin anda insanlar sana bakarlar “neden?” diye soran yüzlerle. ( o zaman o insana bir kayabilir miyim sana demek gelir içimden bir nevi buda paylaşmaktır.) ürettiğin paylaşılır üreteceğin paylaşılır. Zaten Sen dünyaya üretmek için gelmişsindir. ( Tavuktan yumurtada çıkar bokta) Ne üreteceğinde bile özgür değilsindir. Önceden görmüş geçirmiş ve bilgi sahibi kişilerden bilgi edinmek zorundasındır. O üretmiştir sen onu kopyalayacaksındır. ( ama bağırsaklar bok, testislerde sperm üretir) Sen taklit edeceksindir. ( şansına ne çıkarsa) Sende onun ürettiğinden faydalanmak zorundasındır. Onun ürettiğini paylaşmak ve Sonra çıkıp ben mühendisim ( bir küfür geliyor aklıma birden. A.A. Çam dikerim Altına beton dökerim. Kesin bir inşaat mühendisi üretmiştir.) Çıktın mühendis olarak ta ona bir şey demiyoruz. Ne üretebiliyorsun. Sadece başkasının öğrettiğinde yuvarlanıp gidiyorsun. Buna tecrübenin aktarılması deniyor. ( Allahtan kimse bana cinsel tecrübelerini aktarmak istemedi. İstese de sen dur ben senin üzerinde deneyerek öğreneyim derdim.) Aslında yalandır. Sadece sen onun ürettiğine ortak olursun. O insanda zaten önceden alıştırılmıştır paylaşma ve paylaşmakla gurur duymaya. Sonra yatağını paylaşırsın. ( Sadece uyuma anlamında söyledim kötüye çeken olmasın) Her şey küçük bir adımla başlar. Sonra sende o üretenlerden olursun. Hiç bir şey yapamazsan bir çocuk üretirsin( Yukarıda yazdığımı tekrarlıyorum Yumurtada çıkar Bokta.) Üretirsin üretirsin. Sonra Hiçbir işe yaramayan bir insan gelir. Sadece parası vardır Senin ürettiğini satın alır. ( eğer ürettiğin bok ise ve satabiliyorsan mesleğin pazarlamacılıktır.) Çocukluğundan başlar senin ne yapabileceğin. Eğer sıçıp onunla oynama kabiliyetin var ise müdür geleceği vardır sende. Eğer sıçıp üzerini kapatabiliyorsan Bir müdürün yanında şef olarak çalışacaksın demektir. Eğer hep sıçıp hep oynayıp hem de elinize yüzüne bulaştırabiliyorsan siyasete atılmanın tam vaktidir. Oyların en azından %57 sini alırsın. Ailende sana destek olur. Zaten ailen yaptığın şeyi övmekte inanılmaz kabiliyetle doğmuş insanların bir araya gelmesidir.( arada bir diyalog yazayım. Bir ev sohbetinde anneler arasında üstü kapalı ama benim tam olarak açtığım bir diyalogdur.

—Bizim oğlan sıçıp bokuyla oynayabiliyor. – O da neymiş Bizim kız hem sıçıyor hem sıçtığıyla oynuyor. Gerekirse Yiyip yok ediyor. ) Sende kaptırıyorsun kendini bu düzene ne kadar bok ile uğraşırsam o kadar çok para kazanırım diyorsun. Atıyorsun kendini insanların arasına herkesle muhabbetin olmak zorunda ve herkese bey demek zorundasın. Bazı insanlar vardır ki konuşurken ona karşı saygılı olmak zorundasın ama aklından bin bir şey geçiyor. ( Ahmet Bey bir eğilin de Ağzınıza sıçayım. Beni Tuvalete kadar yormayın. ) Meslek icabı diyorsun kendi kendine. (Bir denyo yu dinlemekle meslek icraat edilebilir ya ) Bazen de karşınıza sizin mesleğinizi sizden daha iyi bildiğini söyleyen. Bu söylemini de ben senin yaşın kadar bu işin içindeyim diyerek üzerinizde baskı kuranlara karşı verdiğiniz amansız savaşlar giriyor. ( Tüm meslekte böyle insanlar Var mıdır? Bir travestinin yanında durup ben senin yaşın kadar penis gördüm diyen iyi giyin imli biri varmadır?)

Her neyse eminim ki hayatınız para kazanıp bu para ile yemek yiyip yediğiniz yemeği çıkartmak ( ki sıçmakla da olur sevişmekle de bazı fantezilerde her ikisi aynı anda yapılır) kısacası ürettiğinizi tüketip tekrar üretmekle geçiyor. ( Burada şunu belirtmek isterim inek ot yer sonra otu öğütür bok eder diğer otlara verir ve diğer otlar o gübrede daha çok yeşerir.) Yaşamaya Devam etmeniz dileği ile.

Birşeyi Seveceksen Her şekilde Seveceksin

Her gün yolumdan giderken insanları izlemenin güzelliğini yaşıyorum ruhumda. Anlatılmayan yaşanan bu güzellik bu heyecan dikkatli baktıkça insanlara gerçek yüzünü gördükçe sönüyor.

O insan ki (dünyada ilk kanı dökenin soyundandır) doyumsuz vahşi bir köpek gibi geziniyor karşımda. Parmağında bir yüzük ve sekse,aşka susamış gözler tanımadığı ( ama her hücresine kadar tanımak istediği ) erkekleri süzüyor. Yanındaki kız arkadaşını korur gözlerle etraftaki erkeklerin gözlerinin içine bakan bir ( köpekten farksız olmuş ) erkek sağında geçen mini etekli kadına doğru dikmiş kudurmuş gözlerini. Her bir insan riyakar ve her biri ikiyüzlü olarak görüyorum. Bıraksalar bu insanları tüm dünyanın sahibi olmak ister. Her şey onun olsun geriye kalan tüm insanlar yansın ölsün ister. Ama gülen yüzü ile bir şeyleri paylaştığında paylaştığını anlatacak tüm hareketleri ard arda yapar. Sebebi basit biraz övgü almak. ( köpeklerin kuyruğunu sallaması ile aynı tutabiliriz.) neden diye soruyorum böyle durumlarda kendime Neden? Neden insanlar varlıklarını bir hiç uğruna harcıyorlar. Güzelim gencim her şeyi yaparım mantığı ile kendilerini harcıyorlar. Yapabilecekleri en fazla sevişmek olan bu insan topluluğunun yönetilmesi bile bir sorun. Kendi mantığından ayıkırı cümle kuranlar tarafından yönetilse bile ses çıkarmayacak durumdalar. Onlar ki ölümün kokusunu tadını veya esintisini hissettiğinde hayatına yön verme düşüncesinin kıvılcımlarını yakalarlar. Aslında ölüm güzeldir. ( Birden Aklıma Şu Dizeler Geliyor)

Öleceğiz, müjdeler olsun, müjdeler olsun,
Ölümü de öldüren Rab’e secdeler olsun.
Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber,

Hiç güzel olmasaydı, ölür müydü Peygamber (SAV)



Ama Diyorum kendime. Gördükçe bu insanların yüzünü. 40’ından sonra çıkan ölümün korkusunu. Secde etmiş ne yazar. Yaşadığı onca hainlikten onca yalandan dolandan ve vefasızca dolaştıktan sonra ne yazar 40’ından sonra secde. Aldatmışsın herkesi. Bin bir erkekle beraber olmuşsun. Bir sürü kadınla yatmışsın. Harama el uzatmışsın. Yakmışsın yıkmışsın. Şimdi ölümden mi korkuyorsun? Yoksa Cennet’e yer edinmek için mi yapıyorsun. bir şeyi seviyorsan her şekilde seversin. Onun sana vaat ettikleri ile değil. Verecekleri ile değil. İçinden geldiği için seviyorsan onu seviyorsundur. Şimdi bakıyorum çevreme de herkes cennette yer tutmak için benden bir adım önde. Ben sizden her zaman farklı oldum. Ne ürktüm ne korktum. Ölümü seviyorum. Hayatımda gelen acıları seviyorum. Ne ona sığınıyorum ne ondan yardım bekliyorum. ( Çünkü o bilir ve o görür. ) ve ben sadece karşılıksız seviyorum. Eğer Allah’a cennet için tapıyorsam. TAPMIYORUM!!

Beni Böyle Koşturan Yaşama Sevinci

Şimdi buradayım. Yıllar sonra döndüğüm bu evdeyim. Odamdayım. Bilgisayarım açık inceden bir müzik çalmakta. Uykum yok sadece müziği dinliyorum. Bilgisayarın başında bir heykel gibi duruyorum. Bir anda saat gözüme çarpıyor. Saat 05.00 sabah olmak üzere. Ben ise hala düşünüyorum. Sizlerle olmaktan mutlu muyum? Bu dünyaya ait miyim? Sabah olacak az bir zaman kaldı. Birçoğunuz mutlu. Çünkü gece seviştiniz ya da sevişmediniz ne fark eder. Sadece özgür ve rahat bir uykuya daldınız. Sevdiğiniz yanınızda. Ben ne yapayım diyorum kendi içimden. Uyudunuz sabah kalktınız. Bir sürü halinde hareket etmeye başlayacaksınız. Mutlu olmayı işinizde ya da başka bir şeyde küçük bir kaçamakta arayacaksınız. Biraz daha fazla para elde etmek için çalışarak kendinizden geçeceksiniz. Kahvaltınızı edecek. Bir araca bineceksiniz. Hiç bir şey düşünemeden. Düşündüğünüz tek şey siz kendiniz. İşte o kadar bencilsiniz. Bu gün ne yapacağınızı düşüneceksiniz. Patrondan nasıl kaçacağınızı. Biriken işlerinizi nasıl bitireceğinizi düşüneceksiniz. Sadece kendiniz için düşüneceksiniz. Bencilliğiniz hat safhada. Her gün aynı yoldan geçerken o yoldaki dilenciyi hiç düşündünüz mü? Veya o bakkalın ne durumda olduğunu? Her gün sigara aldığınız insanın halini hatırını en son ne zaman sordunuz? Ama birçoğunuza sorsalar nasıl bir insansınız diye. Herkes kendinden öyle bir bahseder ki. Kendi mükemmeldir. Gidelim birde dilenciye yada bakkala sorarlım sizi. Ne dersiniz? O ne diyecek sizin hakkınızda.

Bencilliğinizi düşünecek bir saate değilim. Sizin gibide olmayacağım. Sizin mutluluklarınızı paylaşmayacağım. Çalışma sonunda aldığım paranın fazla olması beni mutlu etmeyecek. Daha farklı şeylerde mutluluk aramam gerek. Arayacağım ama elimde olanları düşünürsek beni mutlu edecek bir şey yok. Son bir dal sigaram. Kasvetli odam. Bilgisayarım ve müziğim. Birde hiç bozulmamış dokunulmamış yatağım. Ne mutlu eder beni. Kim sarar bu yaraları. Kim benim kadar düşünür. Ne olur ne geçer bu hayatta. Şimdi şu dakikada insanlar ne yapıyorlar. Benim gibi olan var mı? Yoksa herkes mutlumu? Diye kendi içimde düşünürken gözüme birkaç şey çarptı. Bunlar benim aradıklarımdı. Bir tek sigara. Bir gazı kaçmış kola. Birde buradan çıkmama yarayacak anahtar. Daha ne isteyebilir ki insan? Düşüncelerim hızlanmıştı. Kolayı kaptım anahtarı giydiğim kaşkollü hırkamın cebine attım. Bir elimde kola bir elimde sigara çakmak açtım kapıyı çıktım dışarı. Şimdi kapının önündeyim merdivenler özgürlüğüme mutluluğuma gidiyor. Ayaklarım hızlanıyor. Yukarı çıkıyorum. Cennete daha yakın olmayı düşünüyorum. Mutlu olma düşüncesi şimdiden beni mutlu ediyor.

Şimdi damdayım. Sigaramı yaktım. Gazı kaçmış kolayı şekerli su niyetine içiyorum. Ve güneş yüzüme doğuyor. Güneşin doğuşunu izlemek mutlu ediyor. Çünkü güneş her zaman bana mutlu gibi görünüyor. Artık mutluyum güneş ve ben. Yalnızda değilim. Kimsesizde değilim. Güneş beni ısıtmaya devam ediyor. En azından o beni düşünüyor. Siz en son ne zaman güneşin doğuşunu izlediniz? Yâda hiç izlediniz mi? Mutlaka izleyin.

“Denizkızı girmiş düşünceme gayri ben iflah olmam. Dolanınca ağa bir çocuk bile çeker beni sandala. “ (2004 Yazılmıştır)

Her Gelen Alıyordu Yalnızlığımı

Her Gelen Alıyordu Yalnızlığımı Veya Bir O Kadar Yalnız Bırakıyordu. Ben Bile Anlayamıyorum Kendimi. Her Gelen Bir Umut Kapısı Gibi Geliyor. Dönüşüyor Birden Yalnızlık Odasına. Umutlarımı Yitiriyorum.


Karşımdaki Sadece Kendini Düşünüyor. Kendi İçin Bir Hayal Kendi İçi Bir Hayat Kuruyor Benim Omuzlarımda. Ya Ben? Ben Var Mıyım Bu Hayalde? Ben Bu Hayatın İçinde Olmak İstiyor Muyum Diye Soruyorum Kendime. Yalnızlığım Başlıyor Bu Şekilde. Aynı Yatakta Olsak Bile Yalnızım. Kimsesiz Bir Çocuk Gibi Yüreğim. Kıvranıyorum Yatakta Uykuya. O İse Bana Bedenini Sunma Telaşı İçinde. Acılarımız Mutluluklarımız Aynı Değil. Ben Yazlılığın Efesi O Zevkin Kölesi. Huzursuzluğum Sınırlarımda Dolaşıyor. Uymak İstiyorum Olmuyor. Onun Bedeninde Ben Uykuyu Koklarken O İse Hırıltılarla Zevkin Kölesi Olmaya Hazır Başımı Seviyor. Uyutmak İster Gibi Davranıyor. Ama İnce Beli Bu Uykuya Karşı. Kıvranıyor Bir Yandan. Seviş Benimle Diyor. Gözümdeki Uyku Yetmiyor Ona. O Tenimdeki Beni İçimdeki Beni İstiyor. Kendi Tenine Akmasını İstiyor İçimdeki Her Şeyin. Benim, Terimin, Erkekliğimin. Hepsinin İçinde Olmasını İstiyor. Ben İse Uykuya Aç. Bir Huzur İsteyen Kedi Gibi. Uyumaya Hazır. Kendini Güvende Hissedecek Bir Göğüs Arıyorum. Çocukluğumdan Gelen Bu Alışkanlığımı Hala Bırakamadım. O Ter Kokusunda O Göğüste Uyumak İstiyorum. Zor Olsa Da Güzel Rüyalara Dalmak İstiyorum. Sabah Rüzgârının Beni Uyandırmasını İstiyorum. Tenimde O Soğukluk. O Boş Gezerliğin Olmasını İstiyorum. Karışmadan Toplumun İçinde. Akıtmadan Terimi. Yormadan Tenimi Bedenimi. Orada Kalmak İstiyorum. Tüm Dünyanın En Tembel İnsanı Olarak. İlkokul Aklıma Geliyor. İlkokulun Yaz Tatiller. Uykumu Bölen Serinlikler Geliyor Aklıma.




İşte Böyle Dalmış Sabahı Düşünürken. Yanımdaki Beden Ayaklanıyor. Bana Sarılıyor Ve Elleri En Gereksiz Ya Da En Doğal Noktada. İstediğini Alıyorsun Benden. Ben Karşı Çıkmadan Sıkılmış Bir Tavırla Veriyorum İstediğini. Tam Senin İstediğin Gibi. Ve Huzur Dolu Uykuna Dalıyorsun. Tüm Bencilliğin Üstünde. Ben İse Yine Yalnızım Ay Benim Yüzümde Ben Sigara Dumanın İçinde. Aynı Ağıtı Tutturmuş. Ağlıyorum Yine. Sen Rüyalarda Ben Sabahların Özleminde. Uykusuz. Korkusuz Ve Asi Duruyorum Güneşin Doğuşunu Bekliyorum. Yalnızlığımın Odasında Senden Sonra Yalnızlığımla Sevişiyorum....

Dünyanın En İyi Figüranı.

Kandırılmış ruhlar görüyorum etrafımda. Aşkla, parayla, tenle, beden ile kandırılmış ruhlar. Sarılmış acılarından akan kanların izlerini yüzündeki küçük gülümseme ile karşısındakine belli etmeden gezen ruhlar. Sorsan herhangi birine “iyi misin?” o anda dünyanın en mutlu insanı ilan eder kendini. O yalanlara o kadar inanmıştır ki sana da anlatır inandırmaya çalışır. Ama bilmez çocukluk hayallerini sattığını.




Bir den annesi gibi oluverir ya da babası gibi. Bir şeyler başaramadığını anladığında kendini kaybeder. Nerede olduğunu bilmeden bir anda ruhunun acılarını çocuğuna enjekte eder. Oda benim gibi olsun der. Satar tüm hayalleri ve kendi beceremediği ve kimsenin beceremeyeceği hayalleri sunar önüne? Anlamaz ki kendide bir zamanlar bir hayalin peşinden koştuğunu. Şimdi ise kendinin olmayan hayallerin kırıklığında bir yaşam sürdürdüğünü. Her insan o kadar yalnız hisseder ki bu yalnızlığa alışır bazen ve bu yalnızlığı ister teni. Alıp başını gidecektir bir yerlere (bu başkası için bir korku bir işkence). Gittiği yerdeki isteği varmıdır? "Yaşamında başaramadığı hayalleri orada satılır mı yoksa?" "Hayallerini başarılmış şekilde satan bir bakkal var mıdır? " Hayallerini bıraktığın o küçüklüğünde büyüklerinin sorduğu o soru. Büyünce ne olacaksın dediğinde bir hemşire olmayı düşünen erkeğin en kötü gerçeklere sahip olması değimlidir? bu gerçek ve gerçeğin içindeki yalanların üstünlüğü. O anda anlar aslında o sorunun bir hayali ne kadar kökten bombalayacağını. Biri sorunca sana ne olmak istersin diye öğrenmiştir artık hayalini. Gereksiz bir şey olacağın korkusu ile başka hayalleri enjektte eder. O küçük ruhuna onun için senin mutlu olman değil dünyanın yalanına inanman gerekmektedir. Biraz fazla para ile bir bakkala girip sattığın hayallerinin yerini tutacak sahte bir yaşam almak mıdır? önemli olan? Yoksa o parayı hayallerini satarak elde ettiğini düşündüğün o yatak mıdır? Nerede olursa olsun hiçbir insan mutlu değildir. Çünkü satmıştır hayalini aşka paraya tene ya da bedene. Artık yoksundur bu hayatta.




Çünkü sen bilmeden başkasının yazdığı senaryoyu oynayan bir figüransındır.

Rüyalar Acılar

Rüyalarımda serbest kalan acılarımı topluyorum her sabah. Yokluğundaki Yorgunluk delirtiyor bedenimi. Bu deli beden Her anı yaşamak istiyor. Olduğu gibi olacağı gibi yaşamak. Tensel hazlarda bile acılarıma yer bırakıyorum. Sebebli sevevsiz bir teni arzuluyorum. Boşluğun havasında ruhumu savuruyorum rüzgara. Her bir kayboluşta yeni bir ben oluyorum. Ölümün güzelliğini düşünüyrum. Tenindeki ölümü istiyorum. Ama Her seferinde bir rüzgar çıkıyor aniden senden babna doğru gelen. Bir bakış yüklenmiş fırtınalar kopuyor çevremizde. BGözkyüzü Rengini kaybediryor. Bir ben biliyorum bunu bir senb. Gidiyorsun yanımdan aniden. Bu Yok oluşun Bu yıkılış anının Faili sen meçhulu ben.

Aşkın Küçük Kızı

Ne olduda yaşamaya karar verdi insanoğlu. Neden Şeytan gibi isyan etmedi? Düşünmedimi torunlarını ? Benciliğin gerçekçiliği bu . Her ne olsursa olsun insan bencildir. Herşeyin kendisini olmasını ister. Bir küçük aşka bile cevap veremez bazen. Ağıtlar yakar şimdiki vakte. Acı çektiğini düşünür gelecekte. Şimdiki çektiği acı ne ozaman ? Bu acının sebebi ne ? kim bu acının sahibi? Üzüntünün kendisi Efendisi olmuş. Farkında değil. Bir sonraki gündede aynı üzüntüleri aynı acıları yaşacak. Birgün Benciliğinin bedeli olarak acıları sevecek üzüntülere Aşık olacak....

  © Blogger template 'The Comic Series' by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP